“Kişisel gelişimin özü aslında budur. Binlerce yıllık kadim bilgelikten gelen bu yaklaşım, yani “İçeride ne varsa, dışarıda da o vardır” yaklaşımı aslında her şeyi anlatır. Bizler hangi titreşimdeysek hayatımıza ona uygun kişileri ve olayları çekeriz ve bu titreşime uygun deneyimler yaşarız. Tüm deneyimlerimiz bize bizi anlatırlar. İçimizdeki duygu durumumuzu, düşüncelerimizi ve kendi inancımızı yansıtırlar bize. Bu ne demektir? Ben eğer negatif bir duygu ve düşünce halindeysem hayatımda negatif olaylar, pozitif bir haldeysem pozitif olaylar yaşarım. Örneğin işyerimde patronumla ilgili bir sorun yaşıyorum ve ona öfkeleniyorum. Bu öfke ve olay bana neyi anlatır? Eğer merkezimde değilsem, kendi sorumluluğumu almaz ve hemen patronumu suçlar; mağdur yani kurban rolünü seçerim. ‘Ben haklıyım’ deyip deneyimlerimi daha da olumsuz hale getiririm. Ama kadim bilgelik şöyle der: ‘Ne zaman duygusal olarak bizi üzecek bir olay olsa, geçmişimizinden bir yansıma bir olay ya da başka bir kişinin davranışı olarak karşımıza çıkıyor demektir.’ Yani ben şu anda işimde bir problem yaşıyor ve patronuma kızıyorsam bu olay benim enerji bedenimde bir blokaj olduğunu anlatır bana. Yapmam gereken içime dönüp bunu neden deneyimlediğimi araştırmaktır. Geçmişimde bir olay olmuştur ve benim enerji akışımı tıkayıp o olayla bağlantılı oluşturduğum duygu, düşünce ve inanç sistemi şu an bana bu olayları deneyimletmektedir. Yaşadığım, aslında bu blokajın temizlenmesi için gerçekleşmektedir ve benim için gerçekte bir fırsattır. Bu duyguyu dönüştürdüğümde ya patronumla bir daha sorun yaşamam ya da bu patron veya işyeri değişir. Ben artık özgürleşirim.

Özetle; bedenimizdeki blokajlar özgürleşmek için negatif olaylar yaratırlar. Bir imdat sesidir bu aslında. Postacıyı haberi getirdiği için kovarsak daha da büyüyerek karşımıza çıkarlar. Haberciyi kucaklayarak postayı evimize almak ise özgürleşmeyi beraberinde getirir. İçeriyi dönüştürdükçe dışarısı da aydınlanır.”