Nedir bu huzurun sırrı, neden erişilmez? Herkesin gözdesidir ama bir türlü ulaşılmaz...

Öncelikle huzurun tanımından başlamalı.

Huzur bir titreşimdir.  Öyle bir titreşim ki dışarıdan hiç kimse ve hiçbir olay etkileyemez ve bozamaz. Hiçbir olay bu hali değiştiremez. İçsel dengenin tam merkezlendiği noktada titreşen frekanstır.

Bu tanımlar bir müzikale ait gibi gelmiş olabilir kulağınıza.

İçsel dengesini kurmuş kişi ne demektir?  Artık  tamamen bir gözlemci haline gelmiş kişidir. Kendini yaşamda ki rollere kaptırmaz ve hayalet kimliklerle özdeşleşmez. Anneyse bu geçici rolde boğulmaz, iş adamıysa ceket takımın sadece bir süre giyileceğini bilir.

Başlangıçta elbette bu hal yukarıda anlatıldığı gibi kolayca deneyimlenemeyebilir ama dünya oyununun da tanımı bu. Belki o kadar kolay olsaydı özgürlüğün cezbesi de o kadar yüksek olmazdı.

Hayalet kimliğin bir illüzyon olduğunu tanımak bile bazen mümkün olmuyor ki bundan özgürleşmesi ardından gelen bir süreç.  Bu illüzyonun içinde öyle bir kaybolmuş oluyoruz ki bunun hayalet olduğunu bile göremiyoruz. Bize ait olmayan bu kimliklerle bir oluyoruz. Gerçeğimiz bu oluyor. Böyle bir ömür bile geçirebiliyoruz. Etkileri domino taşı gibi tüm çevremize yayılıyor. Tüm ailemizi, yakınlarımızı arkadaşlarımızı sarıyor. Bu uyurgezer hal sadece bizi değil etrafımızı da yakıyor.

Uyurgezerler kendini bilmez gece sokaklarda tüm mahalleyi gezer haberi olmaz.

Uyanmak için ne yapmak gerekir?  Genellikle olan başımıza taş düşmesidir. Ancak bu dönemde inşaat patlaması gibi kişisel gelişim patlaması varken artık kaçacak delik kalmamıştır.

İhtiyacımız olan farkındalığın keskin kılıcı.

Evet ama farkındalığın keskin kılıcı da gizli bir hazinede saklı gibi. Neden herkese kısmet olmuyor bu cazip hazine?

Gizli hazinenin kilidi kendi sorumluluğunu alabilmenin heyecan verici seçiminde.   

Bunun anlamı kişinin artık suçlayacak ve parmağını sallayacak kimsesi kalmaması demektir. Bu hayatta yaşadığı her şeyin bir anlamı olduğu ve kendi hayatı için ne anlama geldiğini doğru okuyabilmesidir. Duygu yükü taşıyan her olayın kendisiyle ilgili olup dışarıda olup bitenin sadece kendisi için hazırlanmış bir kozmik oyun olduğunu tam olarak içselleştirmiş olmasıdır. Bu düzeneği eğip bükmenin zaman kaybetmekten başka hiçbir işe yaramayacağını sadece kendi içinde yapacağı düzenlemelerin yaşamına bir ışık getirebileceğini idrak etmesi gerekir.  En ufak şüphe ki bu durumda seçim karanlıktan gelir yerini kolaylıkla illüzyona bırakır. Perde tekrar kapanır. Bu yüzden keskin uyanıklıktan bahsedilir.

Duygu yüklerimizi reddetmeden, bastırmadan, yok saymadan, eğip bükmeden bağrımıza basıp barışınca hayalet benlikler de eteğimizden düşer. Evet, içinden geçerken biraz canımız acıyabilir ama kaçış da mümkün değildir. Atlatmaya kalkıştığım her yük büyüyerek bir çığ haline gelecektir. Bir gün elbet yüzleşmek üzere köşede beklemektedir. Enerjimizi bu şekilde sağa sola savurmayı bıraktıktan sonra merkezimize geliriz. Özgürlüğümüzle dans eder coşmaya başlarız.

Huzurun yolları sorumluluk almaktan geçiyor.

Farkındalığın keskin kılıcı ile  huzurun yolları ağaçlı, gözlerim pırıl pırıl, kalbimse ışıl ışıl ..