Bu yazı kadinbu.com sitesi için Seda Rodop Soran tarafından yazılmıştır

Ah bu kadın erkek ilişkileri… Dünya gezegeninin var oluşundan beri insanoğlunun en ateşli hikâyelerinin kaynağıdır. Hayal kırıklıkları, başka adamlar, başka kadınlar, entrikalar, aldatmalar, havalara uçmalar… Aşk üzerine ne filmler çevrilmiş, uğruna ne savaşlar yapılmış, neler neler yaşanmıştır?

Seda Rodop Soran

Nedir bu aşk denen şey? Kuzey kutbuyla güney kutbunu tersine döndüren bu enerji?

Biyolojik aşkın İlahi Aşk’la bağlantısı var mıdır?

Neden reddediliriz, yok sayılırız, aldatılırız, terk ediliriz veya seviliriz, değer görürüz?

Kim istemez mum ışığında göze göze danslarla dolu, aşk şiirleriyle karşılanan kucaklaşmalar?

Bunun sırrı nedir? Mümkün müdür? Sadece aşk romanlarında mı okunur?

Hep bu niyetlerle başlanır pır pır eden kalplerle ama maalesef sonu her zaman kırmızı güllerle bitmez.

***

Cevaplar bilinçaltımızda yani görünenin ardındaki buzdağında saklı.

Bu buzdağı bize neler anlatıyor?

Bu buzdağında denen kutuda neler gizli? Geçmiş anılar, duygular, düşünceler ve inançlar gizli.

Aslında kadın ve erkeği birbirine çeken de, iten de yine bu bilinçaltı denen görünenin ardındaki buzdağı.

Âşık eden de, acıdan inleten de bu saklı hatıra kutusu.

Bir kişinin bilinçaltındaki sevgi tanımı erkek veya kadın fark etmez yaşayacağı ilişkinin tüm frekansını belirliyor. Bu frekans düşük titreşimli de yüksek titreşimli de olabilir… Kutudan ne çıkacağına bağlı her şey.

Kutu yani bilinçaltındaki sevgi tanımını ise atalardan gelen kayıtlar, 0-7 yaş arasında oluşturulan duygusal mühür (anne, baba, bakıcılar vs.) kolektiften alınan bir takım inançlar ve daha da geçmişten gelen kayıtlardan oluşuyor. Bu kayıtlar ana rahmine düşülen andan itibaren başlarlar. Kayıt denilen şey duygu, düşünce ve inançlardan oluşan programlardır.

Aslında sadece ilişkiler alanında değil yaşamımda aldığım tüm kararları bu kayıtlar yani programlar belirliyor. Ben kendim bir karar aldığımı zannederken aslından arkamda bir ordunun bir dolu karışık sesleri var. Biri evet diyor öbürü hayır diyor, biri gel derken öbürü git diyor… Ben de oradan oraya savrulup duruyor, kendimi içim içimi yerken buluyorum.

İşte arınma dediğimiz çeşitli ruhsal çalışmalar bu yüzden önemli; bu seslerin arasından kendi özgün iç sesimi ayırt edebilmek için. Kendi otantik sesimi duyamıyorsam başkalarının hayatlarını yaşamaktan öteye gitmeyen bir yaşam deneyimim oluyor.

Bir kadın ile bir erkek karşılaştığında da aslında âşık olan bilinçaltlarıdır.

Bilinçaltı kayıtları sevgiyle tanımlı ise ne âlâ ama kayıtlarda acı varsa aşkta acı dolu hüsranlarla oluyor.

Benim bilinçaltı sevgi tanımımda geçmişte en baskın titreşimlerden biri terk edilme idi örneğin. Hep terk edilirdim bir zamanlar. Ne zaman ki bu olayla ilgili geçmişteki kaynağı bulup, bununla ilgili hatıralarıma gerçek bir anlayış getirip, sıkışmış duyguların ifade bulmasını sağladım o zaman bu acı dolu kayıt sevgi ve şefkate dönüştü ilişkilerim de dönüştü. Gerçek bir anlayış getirmek hatıradaki acının kaynağını iyice idrak etmek anlamına gelir. Geçmişte birileri canınızı yaktıysa onlar açısından da bunun neden yapıldığına dair mutlaka ki bir hikâyesi var ve bu hikâye de bir zaman sizin açınızdan her ne kadar zor da olsa mutlaka idrak edilebilir bir hal alıyor çünkü içinde her zaman algılanmayı beklenen önemli bir yaşam dersi barındırır. Bu yaşam dersi anlaşılmayı bekliyordur. Buradan ilgili programı dönüştürdüğümüzde her zaman sevdiğimiz döner diye bir şey anlaşılmamasını dilerim. Bazen yolların ayrılması gerekir, o kişi sadece bize haberi getirmiş olabilir. Ruhsal çalışmalar kendimizi genişletmek içindir. Biz genişlediğimizde dünya da gelişir, başkaları için yapılırsa sistem yine bizi içimize döndürecek şekilde işler.

Kaybetme korkusu olan bir kadın bu kehaneti gerçekleştirip kaybeder veya yalnızlık korkusu yalnız kalmasına sebep olur.

Değersizlik sizin tarafınızdan görülmeyi bekler ve aldatılırsınız.

Yetersizlik sizi hor gören kadınla karşılaşmanıza sebep olur. Belki de işleriniz, kariyeriniz de istediğiniz gibi gitmiyordur aslında.

Kendinizi yok saymanız partnerinizin de sizi yok saymasına davetiye çıkartır. Başka bir kadınla ya da adamla ilgilenebilir.

Reddedileceğimizi düşünüyor ve hissediyorsak bunu gerçekleştiririz. Enerji sistemimizde yer alan korkular bizim bu şekilde hissetmemize ve düşünmemize sebep olurlar ve bu gerçekliği yaratırız.

Bu frekanslar yani duygular, düşünceler ve inançlar bilinçaltımızda gizlenirler. Bunların farkında değilizdir. İlişkiler aracılığıyla kendilerini hatırlatırlar. Aslında her yerde kendilerini gösterirler; işte, arkadaşlık ilişkilerinde, aile ilişkilerinde vs. “Ben buradayım beni gör” diye bize haber verirler. Haberciyi içeri almamız gerekir, içeri alınmayan haberci bir sonraki olayda büyüyerek mutlaka daha sert bir şekilde kapımızı çalacaktır.

Bir ilişki de yaşanan herhangi bir tatsızlık, bana benimle ilgi bir kaydı ortaya çıkartmak ve açığa kavuşturmak üzere gerçekleşir. Aslında negatif olayları yaratan benim içsel varlığımdır. İçsel varlığım negatif olanı yaratır çünkü özgürlüğüne kavuşmak ister. Burada öğrenilecek her zaman güzel bir hediye beni bekliyor aslında ama süreci kontrol edip kendi istediğim sonuca götürmeye çalıştıkça bu hediye gizlenir ve iyice içinden çıkılmaz yumak haline gelir işler.

Bu korkular sahte savunmacı benlikler oluştururlar. Partnere kızıp köşeme saklanıp senaryolar kurmam ve telefonunu açmamam pasif bir savunma mekanizmasına örnektir. Kızgınlığımı boşaltıp kendi içime dönerek duygularımı gözlemledikten sonra hissettiklerimi ona ifade etmek yerine seçtiğim bir maske. Bu yorucu maskeler korkularımı gizleyemediği gibi acıyla daha fazla baş başa bırakırlar beni. Bu korku araştırılmak üzere daha pek çok olay çıkartacaktır. Yahut karısını kıskanan bir adamın onu takip etmesi aktif bir düşük benliktir ve bu dengesiz eril parça mutlaka ki çok zarar verir ilişkiye. Bu düşük titreşimli frekanslar kaynağına giderek dönüştürülebilirler. Dönüştüğü zaman ya ilişki tekrar yeşerir veya da o kişi hayatımızdan görevi bittiği için çıkar.

Kadınlar yüzyıllardır pek çok acıyla yüz yüze geldiler. Tecavüz edildiler, ihanet edildiler, dayak yediler, hor görüldüler, dışlandılar, işkence yapıldılar, yargılandılar, lanetlendiler… Bunların hepsi kadınların enerji alanlarında kayıtlı ve şu andaki yaşamlarını etkiliyor. Çeşitli olaylarla seslerini bize duyurmaya çalışıyorlar. Bu frekanslar doğru bir şekilde ifade bulduğunda dönüşebiliyorlar.

Kadınlar artık bu karanlıkların yüzeye çıkmasına izin vererek; bastırmadan ve yok saymadan beraberinde taşıdıkları duyguyu her anıyla hissederek, onurlandırarak, dişiliğini kutlayarak güçlerini teslim alıyorlar. Kadınlar aslında artık görülmek istiyorlar. Kadınlar rahimlerinin önemini anlamaya başladılar. Rahimlerinin sadece bir doğurma alanı olmadığını, kadının kutsal yeri olduğunu tekrar hatırlamaya başladılar.

Kadın bedeninde yaratımın harekete geçtiği bu alan, kadının sezgilerinin önemli bir kanalıdır. Bu sezgileri izlemeye başladıkça yaşamını da dilediği gibi yaratma gücüne sahip çıkmış olur.

Kadınlar doyurucu, besleyici, yaratıcı, şifacı özellikleriyle aslında rahimlerinin kutsallığını fark ederek onurlandırdıkça, yaralarını sarmaya başladıkça erkekler de kalplerine inmeye başlarlar. Yaraları şifalandıkça kadınlar parlamaya başlar, erkek de ‘aşk’a gelir. Biz yaralarımızı şifalandırdıkça dünyada şifalanıyor. Elbette erkeklerde kendi üstlerine düşen sorumlulukları üstlenerek kendilerini dengelemek durumundadır.

***

Gerçek bir ilişkinin ilk adımı kendi gücünü teslim almakla başlıyor. Bir kadın ve erkeğin gerçek bir ilişki yaşayabilmesi ancak bu karanlıkları aydınlığa kavuşturmalarıyla mümkün olabiliyor. Erkeğin de kadının da kendi üstüne düşeni yapması gerekiyor. Herkes kendi sorumluluğunu almalıdır.

Biyolojik aşk ilahi aşk’ın giriş kapısıdır. Bu kapıdan girdiğimizde kendi erilimiz ve dişilimizle karşılaşırız. Bu eril ve dişil alanımdaki frekanslar ilişkinin nasıl deneyimleneceğini belirliyor. Dişilimin kayıtlarında dayak kayıtlıysa değersizliğin yansıması tüm yaşamımın alanlarında bu yansımayla tezahür bulur. Veya “yapamazsın”ın sesleri tüm yaşamda yetersizliğin yansıması olarak geri döner. Bu sesler doğru şekilde ifade bulup, bedendeki donmuş duygular çözülerek ışığa kavuşmayı bekliyorlar. Tüm bunlar kadınların rahim alanında da kayıtlı. Rahim meditasyonlarıyla rahme indiğiniz zaman sağınız ve solunuza baktığınızda ilk fark edeceğiniz şey yakın aile bireyleriniz yani anne ve babanızdır. Onlarla olan ilişkilerinizi ilk aşamada hemen burada fark edersiniz. Çekirdek aile yapısı ilişkilerin yansımasında da önemli bir rol oynar.

Bu bilinçaltı kayıtlarına ulaşmanın pek çok aracı mevcut ve artık gittikçe yaygınlaşıyor. Regresyon yani geriye giderek ifade bulmamış duyguların ifade bulmasını sağlayarak anıyı entegre etme yöntemi, aile dizimi, çeşitli nefes ve meditasyon teknikleri ile kadınlar ve erkekler artık rahatlıkla bu geçmiş tıkanıkları bulup yaşamlarını dönüştürebiliyor ve güçlerini ele alıyorlar.

***

Bir erkek ve kadın ilişkide birbirine yakınlaştıkça aslında kendi eril ve dişilleriyle derinleşmeye başlarlar. Bir önceki yazımda eril ve dişilin ne olduğundan bahsetmiştim (http://www.kadinbu.com/dunyanin-sonu-mu-geldi/). Kendine yolculuk her zaman kolay olmadığı için bu yakınlaşma da zaman zaman zor olur ve korkutur. Geri çekilmeler, durmalar bu aynalarla yüzleşmenin bir dansıdır. Aynadaki yansımayı kabul etmek istemeyiz bazı zamanlarda ancak mutluluğu dışarıda aramayı bırakıp içimize döndüğümüz an kavuşuruz hakikate. Erilimin ve dişilimin dengelenip birbiriyle sonsuz dansı hakiki ‘Öz’ümü ortaya çıkartır ve beni gerçek aşka yani İlahi Aşk’a ulaştırır.