Deepak Chopra

Gün batımını düşünün… Bu imajı görür görmez, bu deneyimi beyninizde kodlayan fotonların ikili bir kodu vardır. İçinde bir mum alevi olan karanlık bir odayı düşünün.

Şimdi, eğer beyninizin içine bakabilseydik, orada mum olmazdı – sadece titreşen fotonların ikili kodu vardır. Soru, onu düşünmenizi istemeden önce o imajın nerede olduğudur? Göstermek istediğim nokta şu; günbatımını veya bir mum ışığını tahayyül etmenizi istediğim zaman, onu hatırlamanızdan önce o bilgi beyninizde değildir. Siz hatırlamaya niyet eder etmez, bilgi beyninizde ortaya çıkar. Bilgi ondan önce neredeydi? Bilinçte bir potansiyel olarak mevcuttu, ancak beyninizde değildi.

Bu nedenle anılarım beynimde değildir. Bu çok önemli bir noktadır, çünkü redüksiyonist model anılarımızın beynimizde olduğunu söyler. Neden bunu söyler? Çünkü beyin hasar gördüğünde, insanların anıları hasar görür – ister Alzheimer’s hastalığı veya koma hali ya da sarhoşluk vasıtası ile olsun.

Ama tartışma temelsizdir: radyomun hasar gördüğünü ve müzik çıkmadığını söylemek ile aynı şeydir, bundan dolayı müzik radyom tarafından üretilmiş olmalıdır. Radyo müziği üretmez; sadece müziği gerçekleştirir. Televizyonum, kutunun içinde gördüğüm tüm o insanları üretmez; sadece onları başka bir yerden gerçekleştirir. Böylece, beyniniz de düşüncelerinizin kaynağı değildir.

Beyniniz, siz onları mekan – zaman olayları olarak gerçekleştirmeden önce olasılıklar olarak var olan dalga fonksiyonlarının çökmesine neden olan kuantum enstrumandır. Böylece beyniniz olasılıkları alır ve onları mekan – zaman olaylarına gerçekleştirir. Beyin olasılığı gerçekliğe dönüştüren kuantum enstrumandır. Tezahür etmemiş olanı alır ve hem hayal gücünde hem de duyusal deneyim olarak onu tezahür ettirir.

Mekan – zaman olayı nedir? O, niyetin donmuş anıdır. Tüm algı, sürekli olarak dönüşen ve hareket eden olasılıklar denizindeki dalga fonksiyonlarının çökmesidir ve benim algım o dışsal realiteyi dondurur, ama onu algılamış olduğum zamana kadar o hareketine devam etmiştir. Bu sadece olasılıklar denizinde hareket eden bir fenomendir.

Öyleyse bu süreksizlik dünyasındaki şey nedir?

Her şey sonsuz olasılıklar denizi olarak var olur ve her şey saf potansiyel olarak var olur. Potansiyelin başlangıcı ve sonu yoktur. O potansiyel olarak var olur.

Bilim, önce maddenin var olduğunu, sonra enerjinin sonra da bilginin var olduğunu söyler. Bilgi nedir? Bilgi sorular sorulmasını bekleyen bir olasılıklar denizidir. Bilgi budur. Evren dalga – benzeri midir? Evren parçacık – benzeri midir? Bu sizin sorunuza bağlıdır. Eğer dalga – benzeri olan bir deney yaparsanız, evren dalga – benzeridir. Eğer parçacık – benzeri olan bir deney yaparsanız, o parçacık – benzeridir ve asla aynı anda her ikisi değildir. Bu, Heisenberg’in belirsizlik prensibinin özüdür.

Evrenin parçacık – benzeri mi, dalga – benzerimi olduğu, soruya bağlıdır. Soruyu sormadan önce – neye benziyor, parçacık benzeri mi yoksa dalga benzeri mi? – o potansiyel olarak her ikisi şeklinde mevcuttur.

Evren’i bir seçim yapmaya zorlayan sizin sorunuzdur. Siz soruyu sormadan önce, evren bir seçim yapmamıştır. Siz seçimi yapar yapmaz, evren karşılık vermek zorunda kalır. Böylece doğanın en temel seviyelerinde, siz soruyu sorduğunuzda evren mekan – zaman olayları için seçimler yapmaya zorlanan sonsuz bir olasılıklar denizidir. Evren, gerçek olmadan önce, büyük bir soru işaretidir.

Bilim adamlarının şimdi tamamen rahat oldukları ilginç bir fenomen ‘mekansız korelasyon’ olarak adlandırılan fenomendir. Mekansız korelasyon, aslında kuantum fiziğini geçersiz kılma teşebbüsünde Einstein tarafından tesadüfen tanımlanan bir şeydi.

Einstein kuantum fiziğinin bazı veçhelerinden çok rahatsız idi. Bunlardan biri mekansız korelasyon idi. Bir diğeri Heisenberg’in belirsizlik prensibi idi. Aslında, Heisenberg belirsizlik prensibini Einstein’a açıklamaya gittiğinde, Einstein şu ünlü yorumu yapmıştı, “Tanrı evrenle kumar oynamaz”, çünkü mekanistik yasalarımız eğer evreni yeterince tanırsak, her şeyi tahmin edebileceğimizi söyler.

Az ve öz olarak, mekansız korelasyon şöyle işler:

Eğer iki adet atom – altı parçacığınız varsa, A ve B, ve bunlar çarpışırsa, biraz enerji ve bilgiyi değiş tokuş ederler, böylece A, A1 olur ve B, B1 olur; bunlar hafifçe değişmiştir, aynen siz ve ben çarpıştığımızda hafifçe değişmemiz gibi, biz de bilgiyi ve enerjiyi değiş tokuş ederiz. Böylece siz aynı kişi olmazsınız ve ben de aynı kişi olmam. En temel seviyelerde, atom – altı parçacıklar çarpıştığı zaman enerji ve bilgi değiş tokuşu yaparlar; o zaman diyelim ki A1 evrenin bir ucuna gitmeye başlasın ve B1 de diğer ucuna gitsin, ancak sonsuzluk boyunca A1 ve B1 anında birbiriyle bağlantılı kalırlar (Birbirleriyle anlık bağlantılarını sürdürürler).

Anlık bağlantı şu anlama gelir, eğer A1’in ne yaptığını biliyorsam, B1’in ne yaptığını söyleyebilirim. Eğer A1’in nerede olduğunu biliyorsam, B1’in nerede olduğunu söyleyebilirim. A1’in davranışının niteliğini bilerek, B1’in davranışının niteliğini size söyleyebilirim.

Einstein’ın farklı olduğu yer, onun sadece matematiksel bir korelasyon olduğunu ve bunda bir gizem olmadığını söylemiş olmasıdır. Daha da fazlası, korelasyona aracılık yapan şeyin olmamasıdır, bu şu anlama geliyor; birinin yaptığı şeyi bilerek, diğerinin ne yaptığını bilebileceğimi bana söyleyen, buradan oraya aracılık yapan bir enerji yoktur. Böylece, aracı yoktur ve o azalmaz, hafiflemez. Azalmaz, hafiflemez demek, mekanın uzaklığıyla korelasyonun kuvveti azalmak demektir.

Normalde, siz enerji sinyallerini veya elektromanyetik sinyalleri kullandığınız zaman, Ters Orantılar Yasası devreye girer – birbirleriyle bağlantılı olan iki nesneye sahipseniz (örneğin yerçekimi gibi), sinyal zayıfladıkça mesafenin kare kökü kadar ters orantıyla zayıflar. Ancak azalmaz/hafiflemez, korelasyonun kuvvetinde azalma olmaz anlamına gelir. Ne kadar uzağa giderseniz gidin, aynı kalır.

Uzaydaki Mesafe, Ayrıca Zamandaki Mesafedir

Gece gökyüzüne baktığım zaman, on beş milyon ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızı görüyor olabilirim. Bu, on beş milyon yıl önce mevcut olmuş olan bir şeye bakıyor olduğum anlamına gelir. Eğer yıldız beş milyon yıl önce patladıysa, bunu bir beş milyon yıl daha bilmeyeceğim, çünkü gece gökyüzüne baktığımda, geçmişe bakıyorum. Uzaydaki mesafe ayrıca zamandaki mesafedir; ama azalmaz demek, korelasyonun kuvvetinin uzay – zaman sınırlarının dışında hareket etmesi demektir; bu anlıktır. Böylece korelasyonun üçüncü özelliği, onun anında olmasıdır.

Einstein, bunun sadece matematiksel bir kavram olduğuna inanıyordu, ama sonra John Bell ortaya çıktı ve bunu şüphenin ötesinde kanıtladı. Bu korelasyon şimdi, doğada, her şeyin başka her şeyle anlık olarak bağlantılı olduğu temel bir seviyenin var olduğunun belirlenmiş gerçeğidir. Bu bize her şeyin bağlantılı olduğu, her şeyin organize olduğu, her şeyin başka her şeyle anlık olarak bağlantılı olduğu, omniscience (her şeyi bilme) veya omnipresence (aynı anda her yerde bulunma) ya da omnipotence (her şeye gücü yetme) diyebileceğimiz şeyin matematiksel ve deneysel kanıtını verir.

Size Einstein’ın bundan neden rahatsız olduğunu söyleyeceğim: çünkü tüm fenomenlerin uzay – zamanda var olması terimlerinde düşünüyordu, ama bu bağlantının tanımladığı şey, uzay – zamanın ve nedenselliğin ötesinde, uzay – zaman sınırlarının dışında olan bir bölgedir. Şimdi bilim adamları, biyolojiyi mekansız bağlantıya müracaat etmeden açıklayamayacağınızı tamamen kabul ediyorlar. İnsan bedeni aynı anda düşünceleri nasıl düşünür, piyanoyu nasıl çalar, mikropları nasıl öldürür, toksinleri nasıl atar ve bir bebeği karnında nasıl taşır? Ve tüm bu şeyleri yaparken, her aktiviteyi diğer her aktiviteyle bağlantılandırır, hepsi aracı olmadan anında gerçekleşir, karaciğer hücrenizin aktivitesi ile böbrek hücrenizin aktivitesi arasında aracı yoktur ve yeni bebeğin üretimi ile diğer aktiviteler arasında aracı yoktur.

Sadece bu değil, bedeniniz bunları yaparken, yıldızların hareketini de izliyor, çünkü bedeniniz olarak adlandırdığınız biyolojik ritimler aslında ekosistemin ve evrenin ritimleridir. Her şey her şeyle bağlantılıdır ve sadece bu değil, her şey birbiriyle anlık olarak bağlantılıdır. Zaman yoktur, dahil olan enerji yoktur, çünkü enerji uzay – zamanın içindedir.

Bu bağlantı, zaman sinyalleri veya enerji sinyallerinin kullanımı olmadan vardır: anlıktır. Bu eşzamanlılık dediğimiz şeyin temelidir. Mekansız korelasyonlar, doğanın aktivitesinin en etkileyici ve en baskın veçhesidir. Bu matematiksel olarak tamamen anlaşılırdır; kuantum fiziği terimlerinde tamamen anlaşılırdır – deneysel olarak tamamen anlaşılırdır.

Bu makalenin ilk yarısında, eşzamanlılığı ve mekansız korelasyonların doğanın aktivitesinin en etkileyici ve en baskın veçhesi olduğunu açıkladık. İkinci bölümde, belirsizlik ve gözlemcinin etkisi kavramlarını sunacağız.

Belirsizlik Nedir?

Süreksizliğin bir diğer özelliği, belirsizliğin artmasıdır. Süreksizliğe ne kadar derin girerseniz, daha çok belirsiz olur. Heisenberg’in belirsizlik prensibine bakalım: tüm fenomenler, siz deneyi yapıncaya kadar eşzamanlı olarak dalga – benzeri ve parçacık – benzeridir ve sonra bunlar biri veya diğeri olur. Eğer birini ölçüyorsanız, diğerinin ne olduğunu bilmenizi engellersiniz.

Eğer pozisyonu ölçüyorsam, o zaman momentumu bilmemi engellemiş olurum. Eğer onu bir parçacık olarak biliyorsam, o zaman onu aynı anda bir dalga olarak bilemem. Bunun, deneysel yöntembilimlerin sınırlılıkları ile bir ilgisi yoktur; doğanın yasaları ile ilgilidir. Ben soruyu sorana kadar parçacık – benzeri veya dalga – benzeri olarak davranmaz.

Dahası, doğanın bu seviyesinde hesaplamalar yapmaya başladığım zaman, irrasyonel (oransız) rakamlar kullanmak zorundayım. İrrasyonel bir rakam kavramsallaştıramayacağınız bir rakamdır. Sonsuzluk irrasyonel bir rakamdır: onu canlandıramazsınız. Pi irrasyonel bir rakamdır, çünkü sonsuz ondalık yerlere sahiptir. 31’in karekökü irrasyonel bir sayıdır. Bunun ne olacağını hayal edemem, ama hesaplamalar yapabilirim. Evren’in temel davranışlarını hesaplamak için, kavramsallaştıramayacağım irrasyonel rakamlar kullanmak zorundayım.

Ve hatta, hata sınırı çok az olsa da, davranışın temel seviyelerinden, davranışın makroskopik seviyelerini hesapladığım zaman, hata sınırı katlanır. Böylece aslında, en temel seviyelerde varoluşun seviyelerini ne kadar çok incelersem, bunlar daha da fazla belirsiz olur. Bu Tanrı’nın bana, “Zamanda bu noktada, sırlarımı sana açıklamayacağım. Buraya kadar gelmene izin veriyorum, ama buradan itibaren bana güvenmek zorundasın ve sana daha fazlasını anlatmayacağım” demesine benzer.

Belirsizlik, aslında bu seviyede kuantum bölgesinin dördüncü özelliği olan yaratıcılığın nedenidir. O yaratıcıdır. Ve o belirsizliğin artması nedeniyle yaratıcıdır. Eğer her şeyi kesin olarak bilseydiniz, yaratıcılık için yer kalır mıydı? Yaratıcılık belirsizlik ile başlar. Eğer her şeyi bilseydim o zaman bu, hikayenin sonu olurdu, ama eğer bilmiyorsam, o zaman yaratıcılık için yer kalır ve ne kadar fazla bilmezsem, yaratıcılığa o kadar çok yer kalır. Böylece bu seviyede, doğanın yaratıcılığı belirsizliğin artmasına dayanır. Bu yaratıcılığın karakteri kuantumdur.

Bu ne anlama geliyor? Bunun şifa ile ilgisi olmalı, çünkü tüm şifalar biyolojik yaratıcılıktır. Doğa sürekli olarak yaratmaktadır.

Sadece Dışınıza Bakın: Tüm Bu Yaratım Tam Şimdi Gerçekleşiyor

O, bir zamanlar gerçekleşmedi; tam bu anda gerçekleşiyor. Kuantum seviyelerde fotonlar çöküyor, dalga fonksiyonları mekan – zaman olayları şeklinde çöküyor ve beyinlerimiz dalga fonksiyonlarının çöküşünü örneğin bir ağaca tercüme eden kuantum enstrumanlardır. Ancak bu ağaç aslında tam şimdi ışık hızında doğuyor ve ölüyor. Tanrı bu ağacı yaratıyor. Eğer Tanrı’ya inanmıyorsanız, o zaman nedensel kuantum mekanik ilişkili bir alan ağacı yaratıyor!

Ama bazı gizemler ağacı yaratıyor ve bunu tam şimdi yapıyor. Tüm yaradılış tam şimdi gerçekleşiyor. Sadece tam şimdi gerçekleşmiyor, ayrıca bazı gelişen özellikler, bu yaratıcılık devam ederken, tamamen tahmin edilemez olarak ortaya çıkacaktır, çünkü yaratıcılık kendisini tekrarlar, çökmenin modelleri tekrarlanır ve o zaman aniden kuantum sıçramalar olur ve bu kuantum sıçramalar gelişen özellikler olarak adlandırılır. Bu, onların daha önce var olmadıkları ve sizin onlar var olmadan önce onların ne olacaklarını bilmediğiniz anlamına geliyor.

Biyolojik Evrime Bakalım

Bu süreksizlikler ile bunu kesikli görüyoruz. Kuantum fiziğindeki süreksizlikler, bir atom – altı parçacık bir yerden başka bir yere, iki nokta arasındaki mesafeden geçmeden gittiğindedir. Öyleyse şimdi o buradadır ve sonra ordadır ve buraya veya oraya gitmemiştir. Ve ayrıca o anlıktır: burada ortadan kaybolur kaybolmaz herhangi bir zaman gecikmesi olmadan orada ortaya çıkar.

Eğer Amerikan TV programı Star Trek’i seyrettiyseniz, Kaptan Kirk’ün “Işınla beni, Scottie” dediğini hatırlarsınız. Scottie bir düğmeye basar ve Kirk orda ortadan kaybolur ve başka bir galakside ortaya çıkar ve zaman – gecikmesi yoktur. Buna fizikte kuantum sıçraması denir. Bu her zaman gerçekleşiyor.

Bu makalenin başında, hayalinizde kuantum sıçramaları yarattırdım. Günbatımını, karanlık bir odadaki mum ışığını düşünmenizi istedim – bunlar hayalinizdeki kuantum sıçramaları idi. Belirli şekillerde davranmış olan fotonların modelleri, zaman gecikmesi olmadan diğer şekillerde davranmaya değişti. Bunun gibi, doğa kuantum sıçramaları vasıtasıyla “hayal kurar’. Amfibiyanlardan (hem karada hem suda yaşayan hayvan) kuşlara geçiş, doğanın imgeleminde bir kuantum sıçramasıdır.

Klasik Darwinci evrim amfibiyanın, uçarak yırtıcı hayvanlardan kaçmak – en uygun şekilde hayatta kalmak – istediği için tüyler kazandığını söylerdi, ama aslında tüyleri kazanmak biyolojik bir dezavantajdır. Bu, yaratığı daha hantal hale getirir. Ayrıca yeni bir metabolik hız elde etmek zorunda kalır, çünkü uçan bir yaratığın metabolik hızı bir amfibiyanın metabolik hızından tamamen farklıdır.

Bu, yeni bir kas – iskelet sistemi gerektirir; şüphesiz, kanatlar gerektirir; yön bulma yetenekleri gerektirir. Bir amfibiyan ile ilgili her şey bir kuş ile ilgili her şeyden farklıdır. Böylece bu geçiş eşzamanlı olmak zorundadır; metabolik hız, tüyler, kas – iskelet sistemi: tüm bu değişimler eşzamanlı olmak zorundadır. Bunların her biri birbiriyle bağlantılı olarak mekansız olmak zorundadır ve aniden olmalıdır, yoksa kuş yırtıcı hayvana yem olur. Bu, mekansız bağlantılı olayların eş zamanlılığını gerektirir. Aksi taktirde evrimde kuş olmaz.

Benzer şekilde, primatlardan insan varlıklarına geçiş: burada insan varlıkları olarak oturuyoruz ve orada aynı DNA’nın %99.999’unu paylaşan şempanzeler var. Ancak bildiğimiz gibi şempanzeler kendilerine Tanrı’nın kim olduğunu ve bir ruha sahip olup olmadıklarını ya da varoluşun doğasının ne olduğunu sormazlar. Bu bir kuantum sıçraması gerektirdi. Doğanın yaratıcılığı kuantumdur.

Son Nokta Gözlemcinin Etkisidir

Gözlemci etkisi, gözlenmedikçe ve gözlenme anına kadar, evrenin sadece bir olasılık olarak var olduğu anlamına gelir. Siz onu gözleyene kadar, başka bir deyişle bilinçli hissedebilir bir varlık olmadan, evren var olmaz. Bu, John Wheeler’in katkısıdır.

Wheeler, Einstein’ın bir öğrencisi idi, o şimdi 93 yaşındadır. Wheeler son yüzyılın fiziğinin en büyük devlerinden biridir. Evrenin, bilinçli bir varlık onu gözleyinceye kadar belirsiz, durmaksızın akan bir kuantum çorbası olduğunu söyler. Bilinçli varlık bir balarısı veya bir bukalemun ya da siz olabilirsiniz. Bu bilinç olmadan evren kendisini fiziksel forma üretmez.

Yukarıda tartışmış olduğum noktalar, ruhunuzun nitelikleridir. Neden? Çünkü ruhunuz bir şey değildir; o sonsuz olasılıklar alanıdır. Ruhunuz her şeyi bilendir, ruhunuz yaratmak için belirsizliği çoğaltır ve kucaklar ve ruhunuz Tanrı ile birlikte – yaratır. Tanrı siz katılmadıkça tezahür etmemiş olarak kalır.

Ruhun tanımı nedir? Ruh, yorumlayan ve seçimler yapan gözlemcidir. Eğer bunu biraz daha genişletmek isterseniz, anılar vasıtasıyla yorumladığını ve arzular vasıtasıyla seçimler yaptığını söyleyebiliriz.

Ruhun beş niteliği şunlardır:

Sonsuz olasılıklar alanı
Her şeyi bilen (veya mekansız olarak bağlantılı olan)
Belirsizliği kucaklar
Yaratıcılığın sonsuz kaynağı
Tanrı ile birlikte – yaratır ve gizem ile birlikte – yaratır.

Herkes bir gözlemciye sahiptir; herkes anılara dayanarak gözlemliyor ve yorumluyor ve arzulara dayanarak seçimler yapıyor; ve herkes ortak zemine sahiptir, bu ortak zemin: sonsuz olasılıklar, mekansız bağlantılar, belirsizlik, üretme ve yaratıcılık. Ruh budur.

Ruh ve Zihin Arasındaki Fark Nedir?

Zihin gözleme işlemidir. Ruh, gözlemcidir. Bedeni de kapsayan fiziksel realite nedir? Fiziksel realite gözlemenin nesnesidir. Zihniniz vasıtasıyla gözlemlersiniz ve bedeni gözlemlersiniz ve diğer bedenleri gözlemlersiniz. Ama hatırlayın, gözlediğiniz diğer bedenler ve başka her şey, sinir sisteminiz vasıtasıyla kendi benliğinizdeki bedensel işlemlerin tercümesidir.

Öyleyse, orada sizi gözlemlediğim zaman, aslında zihnimdeki siz olarak yorumladığım bedensel işlemleri gözlemliyorum. Böylece her şey bizim bedenimizde, zihnimizde ve ruhumuzda gerçekleşir. Gözlemci ruhtur, işlem zihindir ve fiziksel beden nesnedir.

Deepak Chopra, zihin – beden tıbbı ile ilgili eğitim programları sunan Chopra Merkezi’nde Eğitim Direktörüdür ve birçok kitabın yazarıdır.

(Çeviri: Saffet Güler)