Uzun yıllardır sigortacılık yapmaktaydım, bir süredir işsizim. Yeniden  çalışmak istiyorum ama tekrar aynı işe dönmek istemiyorum.  Bu konuda kafam karışık. Tam olarak ne yapmak istediğimi bilemiyorum ve önüme bir şey de gelmiyor. Her yaptığım işi yarım bırakıyorum. Ayrıca zaman zaman alkolü de kaçırıyorum. 15 yıllık eşimden boşandım. 1 kızım var. Annemi bir süre önce kalp krizinden kaybettik. Babam yaşıyor ve evli.

Sevinç’e küçük yaşta anne ve babası çalıştıkları için dedesi ve anneannesi bakmıştı. Daha sonra anne ve babası boşanmıştı. Anne ve babasından bahsederken “benim babam dedem, annem de anneannemdi”  dedi.  “Ben sanki her zaman annemden büyük oldum. Annem babamdan dolayı mutsuz, hayal kırıklığına uğramış ve yalnız hissediyordu. Ona yardım edemedim. Yardım edebilseydim belki hastalanıp ölmezdi. Onun için çok üzülüyorum…” diyerek gözyaşlarına boğulur.

“Çocuk annesine yardım edemez”.

Annemize pratik konular dışında yani ona bir bardak su vermek, hastaneye götürmek, arabayla bir yere taşımak dışında yardım edemeyiz. Ona duygusal yaşam süreçleri ile ilgili yardım etmeye çalıştığımızda yerimizi bilmeyerek doğal düzeni bozmuş oluyoruz. Onun yaşamına müdahale ederek ve onun gücünü görmeyerek, annemize tepeden bakmış ve deneyimlerine saygı duymamış oluyoruz. Yaşamdan büyük olamayız. Sevinç annesine yardım edemeyeceğini bu çalışmada ilk kez duydu. Annesine yardım edememekten dolayı duyduğu suçluluğu fark etti.

Çalışma sırasında annesinin mutsuzluğunu, evlilikte yaşadığı hayal kırıklığını da sadakatten kopyaladığını fark etti. Çocuk aileye ait olmak için sadakatten bilinçdışında gizli bir şekilde ebeveynlerini kopyalar. Bunu aslında hayatta herkes bir şekilde yapıyor. Hepimizin yaşadığı topluma, atalarına, çalıştığı kuruma, tuttuğu takıma, üye olduğu derneklere, dinine, milletine vs pek çok konuda sadakati var. Bu şekilde onlarla bir bağ kurup ait oluyoruz. Dünyada pek çok savaş bu gizlenmiş sadakat yüzünden çıkmaktadır. Pek çok ailede yaşanan kan davaları, ırkçılık, ayrımcılık, ötekileştirme, fakirlik vs. bir sonraki nesillere bu şekilde geçer. Ne yazık ki otomatik taşınan kin ve nefretin sonuçları yıkıcıdır. Ayrıca burada hem kurban hem da fail taraflar aynı şekilde etkilenir.

Bilinçsiz bir şekilde kurulan bağ, kendimizi limitleyen ve zarar veren bir bağdır. Bizler ancak bu kör bağı bilinçli sevgiye dönüştürdüğümüz, yani özdeşleştiğimiz parçaları fark ederek ayrıştığımız ve “kendimiz olarak” aile sistemimizi onurlandırdığımızda özgürlüğümüze doğru yol alabiliyoruz.

Gerçek şu ki ebeveynlerimiz biz mutlu oldukça mutlu olurlar.  Annem hasta ise ve ben de onu kopyalarsam, sadece acıyı artırmış olurum. Eğer bir aile bireyimiz işkenceye maruz kalmışsa, ondan daha huzurlu olmak bizi suçlu hissettirebilir.  Kendimize iyi bir hayat yaşama iznini vermeyebiliriz. Hak etmediğimizi düşünebiliriz! Bu ise sadece daha fazla huzursuzluğa sebep verir. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Atalarımıza “büyümeye ve mutlu olmaya karar verirsem, lütfen bana hayır dualarınızı gönderin” dediğimizde bu sağlıklı bir seçim olur ve onların kaderleri önünde derin bir şekilde eğilmiş oluruz. Bu cesur seçimi yaptığımızda birazcık suçluluk duyabiliriz ama bununla yaşama devam ederek daha mutlu ve sağlıklı bir şekilde ilerleyebiliriz. Yaşam enerjimizi kısıtlayan her sadakat, kendimizi baltalamaktan başka bir şey değildir.

Aile sisteminde hiyerarşik düzensizlik olduğunda neler olur? Yaşamımızın yarısını annemiz aracılığı ile yarısını da babamız aracılığı ile alıyoruz. Yaşam, sadece çocuğun anne ve babasından küçük ve onların önünde yer aldığı zaman akar. Yani tepeden aşağıya doğru bir akış vardır. Tersi yönde, yani aşağıdan yukarıya doğru bir akış mümkün değildir. Bu şekilde bir düzensizlik olduğu zaman ilişkiler, para ve daha pek çok değişik alanda tıkanıklık yaşanabilir. Doğal düzeni bozduğumuz için bilinçdışı bir seviyede dengelemek üzere kendimizi cezalandıracak seçimler yaparız.

Burada Sevinç kendisini annesinden büyük hissediyordu; üstelik anneannesine “annem gibi” diyordu. Aynı zamanda babasını da beğenmeyip dedesini baba olarak görüyordu.

Anne ve anneannesini ayrıştırıp, hiyerarşik düzende doğru konumu almalarını sağladık.

Baba, dede ve kız arasındaki hiyerarşik düzeni düzenlemeye çalıştığımızda ise Sevinç oldukça zorlandı. Aslında babası ile çalışmakta direndi. Ona karşı hissizleşmişti. Onu yargılayıp, suçluyordu.

“Benimle hiç ilgilenmedi, bana bakmadı, aç mı kaldım fark etmedin bile... Baba sana çok kızgınım...”

Bunları söyleyen 17 yaşındaki Sevinç’ti. İç Ergen bu yaşta donup kalmıştı.

“Babam çok zayıf, annem ise güçlü”

Yaşamda eril gücümüzü baba ve baba atalardan, dişil gücümüzü anne ve anne atalardan alıyoruz.

Çocuk babası ile duygusal olarak yeterince bağ kuramadığı, ihtiyaçlarının karşılanmadığını hissettiği zaman eril gücü yeterince alamaz. Eril enerji, zayıf bir siluet olarak gösterir kendini yaşamında. Eril güç kariyer ve yaşam yolumuzu bulma konusunda yön belirleyicidir.

Kariyer ve yaşam yolunu bulamama konularında babasını kabullenemiyor oluşunun rolü büyüktü. Eril enerjiden beslenme yollarını tıkamıştı babasını yargılayarak. Elbette dedesini babası olarak görmesi bu konularla ilgili yaşadığı blokajları iyice destekliyordu.

Sevinç, dedesinin babası yerine geçemeyeceğini kabul etmek istemedi bir süre. Baba ve dede doğru yerlerini aldıktan sonra biraz rahatladı.

Babasına karşı kalbini kapatmıştı. Duygularını bastırıp, uyuşturmak için de alkolü seçiyordu. Bu sayede babasına olan özlemini de bastırmaya çalışıyordu. Derinlerde babasını çok özlüyordu.

Babası ile ilgili yaptığımız çalışmada Sevinç babasının yaşamış olduğu zorluklara ve onun bu zorluklarla başa çıkma şeklini anlamaya doğru bir adım attı.  Yavaş yavaş babasını hissetmeye başladı ve biraz kalbinde ona yer verdi. Kalbe alma çalışmaları bazen uzun zaman gerektirebiliyor.  İç çocuk ve iç ergen parçalarına ışık tutmak gerekebiliyor. Herkesin olanı kabul etme süreci çok farklı işliyor. Bazen bir süreç bir kişi için bir yıl veya daha uzun alabilirken bazısı için bu süreç çok daha kısa olabiliyor. Bu kendimize göstereceğimiz özenli ve sürekli bir dikkat ile gelişebiliyor. Kendimize bu süreç esnasında sabırlı ve en önemlisi şefkatli yaklaşmak ise temel anahtarlarımız…